Alain Delon’un İsviçre’de ötanazi için başvurduğu haberi dolaşıyor gazetelerde. Bu haber benim yaşamımda önemli bir aşamaya denk geldi. Bu ay sonu izne ayrılıyorum. Bir ay izin yaptıktan sonra da aktif çalışma yaşamıma son veriyorum. Dostlarım ve çalışma arkadaşlarım işi bırakmamam gerektiğini söylüyorlar. Hatta bu konuda baskı yapıyorlar. Aktif çalışma yaşamıma son vermemin ötanazi ile eş anlamlı olduğunu düşündüklerini hissedebiliyorum. Açıkça söylemiyorlar ama sözlerinden, tavırlarından anlıyorum. Gerçekten ötanazi mi yapıyorum işimi bırakmakla. Bir ikilem içerisindeyim.
Öte yandan sevgili eşim artık sabahları çalar saatle kalkmamamı diliyor.Kendisi emekli olduktan sonra yıllardır evde beni beklediğini söyleyerek artık çalışmayı bırakma gereğini kuvvetle vurguluyor. Artık kalan günlerimizden kendimiz için yararlanalım istiyor. Ben de artık böyle düşünüyorum. Ayrıca mesleğimin değeri üzerine son zamanlarda yapılan irdelemeler de bu kararımı ertelemememde bayağı bir pay sahibi.
Geçtiğimiz günlerde bir çok gazetede haber konusu oldu. Samsunda iki kardeş bir bankanın internet şubesini kullanarak kendilerine ait olmayan 600 milyon lirayı kendi hesaplarına geçirdiler. Gazeteler bir kaç gün üstüste bundan söz etti. Peki hangi bankaydı bu Hatırlayanınız var mı? Hatırlayamazsınız. Çünkü hiç yazılmadı. Oysa bir hastanede yolunda gitmeyen bir şey olsa. Hastanenin ve doktorun bu konuda hiç bir kusuru olmasa dahi haberlerde hastaneyi de doktoru da adıyla, sanıyla görürsünüz. Olumsuz bir şey olmasına da gerek yoktur. Haber peşinde koşan üç günlük bir muhabirin kendi kafasına göre olumsuz olduğunu düşündüğü bir şey tartışılmadan haber sayfasına kolaylıkla taşınabilir. CİMER ve doktor şikayet hattı diye bir hat var. Geçtiğimiz günlerde oraya yapılan bir şikayeti yazayım. Doktor, yoğun bakımda yatan hastaları için aileye bilgi vermis. Bu günkü kan tetkiklerinde CRP si düştü (yani vücuttaki enfeksiyon göstergesi azalıyor, iyiye gidiyor) diye. Aile hemen CİMER ‘e şikayette bulunmuş. Doktorlar hastamıza CRP vermiyor, hastamızın CRP si düştü diye. Maalesef tıp dünyasına bakış böyle. Hocalarımız doktordu. Ben bu doktorluk periyodunu ucundan da olsa yakaladım. Sonra memur olduk. Artık büyük çoğunlukla işçiyiz.
Fotoğraf başta olmak üzere hobilerim var. F ırsat yaratıp bir yabancı dil daha öğrenmeyi planlıyorum. Zaten eşimle birlikte çok iyi vakit geçiriyoruz. Pandemi süreci giderek gevşediğine göre konserleri, sergileri, seminerleri daha rahat takip edebiliriz bundan böyle. Bir de arkadaşlarıma bakıyorum, emeklilikte ne yapıyorlar diye. Kitap yazanlar var. Örneğin 20 emekli hariciyecinin yazılarının yer aldığı ‘Kayıt Dışı Anılar’ diye bir kitap çıktı. Çok ilginç geldi bana. İyi ki böyle bir kitabı kaleme almışlar. Çok sevdiğim sınıf arkadaşlarım var katkıda bulunanlar arasında. Sınıf arkadaşlarım arasında altı tane emekli büyükelçi var. Hepsi de çok değerli diplomatlar. Çok kritik ve önemli görevlerde bulundular.
Ben de meslek anılarımı yazsam. Bir doktor olarak bunu nasıl yapabilirim? Zeki müren’in safra kesesinden mi söz ederdim? Yoksa Bülent Ersoy’un sağlık sorunlarından mı? Emel Sayın? Sezen Aksu? Nilüfer? Yoksa daha şöhretin ilk basamaklarındayken hastam olan Sevtap Erener mi? Türkan Şoray ve Cihan Ünal çifti veya Kartal Tibet ile olan sohbetlerim mi? Türkmenistan Cumhurbaşkanı, Katar Emiri ile akşam yemeği, Kenan Evren, veya sonradan devlet başkanı olan Celal Talabani ve ailesinden mi söz etmeliyim? İş adamlarına gelince rahmetli Vehbi Koç ve Koç ailesinin, İnan Ağabey de dahil, bütün mensupları mı yer almalı. Ya da bütün önemli holding patronları ile olan anılarım mı yer almalı? Rahmetli Sakıp Sabancı’nın şakalarına şakayla karşılık vermem mi komik olurdu? Yoksa Bülent Ulusu, Tansu Çiller, Berna-Mesut Yılmaz, M.Ali Aybar gibi siyasilere ikram ettiğim kahvelerden mi söz etmeliyim? Kim sade içerdi? Kim orta şekerli severdi? Edebiyatçı, sanatçı ve gazeteciler hastalarım arasında çok nadirdi.İki ünlü Ressam ve bir cam (çeşmibülbül) ustası hatırlıyorum. Her halde o zamanlar çalıştığım özel hastanenin ücretini karşılayamıyordu bu sonuncular. Buna karşın en büyük müzayede evlerinin sahipleri hastalarım arasındaydı. Bir tanesi için bir, iki tablonun röntgen taramasını yapmıştım.
Şimdi , işin sonuna gelince düşünüyorum; İyi bir doktor olabildim mi? Diye. Dönüp geriye baktığımda iyi bir doktor olduğuma inanıyorum. En büyük kanıtım da Tıp Fakültesinde beni okutan hocalarımdan bir çoğu hastalandıklarında bana geldiler. Hatta beni kürsülerine asistan olarak kabul etmeyen nöroloji kliniğinden üç hocam da, bir de benim görüşümü almak için bana geldiler. Beni yetiştiren hocalarımın kendi sorunlarını çözmek için bana güvenmeleri benim için mesleğimde en büyük onur oldu.
Ötanazi konusuna dönersek, açık yürekllikle söylemeliyim, gönül rahatlığıyla bırakıyorum aktif çalışma yaşamımı ve bunun bir ötanazi olduğu konusunda hemfikir değilim.
Kararımı sınıf arkadaşlarımla paylaştığımda olumlu yorumlardan birini de Bülent Becan yaptı: ‘ Yahu Çetin hastaneye gitmeyi bırakacak. Hala hekim. Sorduğumuzda yanıt vermeye, başımız sıkışınca tanıdıklarına havale etmeye devam edecek. Bize daha çok vakit ayırabilecek. Sihirli fotoğraflarını daha gizemli çekecek. Taslağını paylaştığı anılarını yazacak. Bizler de heyecanla okuyacağız. Baksanıza emeklilerimize, hepsi maratonlarına koşmaya devam ediyor. Çetin onlara katılıyor. İçim rahat’.
Arkadaşlarımın yorumları benim de içimi rahatlatıyor. Bakarsınız böylesi de güzeldir. Hatta eminim daha güzel olacağına. Çünkü sevgilim eşimle daha bol vakit geçirebileceğiz.
Mayıs 2022

Leave a comment