ÇALIŞMAK

Tıp fakültesi ikinci sınıftaydık. Bir sohbet sırasında hocamız, bize zeki değil ama çalışkan öğrenci gerekir demişti. Ben çalışkan bir öğrenci değildim. Anlatılanları çabuk kavrar, fazla çalışmazdım. Bunun cezasını da zaman zaman çektim. Lise yıllarında idare etmiştim, fakat tıp fakültesinde işler değişikti. Ezberlemek gerekiyordu. Hem de öyle böyle değil, beyniniz çatlarcasına ezberlemekti söz konusu olan. Çaresiz ezberledim. Ama soru sormaktan, öğrendiklerimi tartışmaktan, diğer öğrendiklerimle ilişkilendirmekten hiç bir zaman vazgeçmedim.

“Allah tembel kulunu sevmez”, “çalışmak fazilettir”, “işleyen demir pas tutmaz”. Bu özdeyişler hep çalışmayı yüceltme ve kutsamaya yöneliktir. Çalışkan öğrenciyi öğretmen sever, çalışkan işçiyi patron sever, çalışkan insanı herkes sever.

Tarih boyunca kutsanan çalışma, günümüzde akıl ve zekanın önüne geçmiş gibi gözükmektedir. Öyle ki akıllı ve zeki bir insanın daha düşük düzeyde akıl ve zeka sahibi olan fakat muntazam çalışan bir kişi kadar başarılı olamayacağı vurgulanır hep. Almanya ve Japonya gibi mucizevi kalkınma hamleleri gerçekleştirmiş olan ulusların bu başarıları, onların akıllı, zeki ve sistemli olmalarıyla değil, fakat çalışkan olmalarıyla açıklanagelmiştir. Çalışmak, bireylerde aranan bir Erdem ve üstün nitelik olarak görüldüğü gibi, günümüzde bireyler tarafından talep edilen bir hak olarak ta görülmektedir.

İnsanlar doğuştan toplumsal birer varlık gibi gözükmüyorlarsa da mutlak bir yalnızlık içinde, diğerlerinden bütünüyle kopuk bir şekilde yaşayamazlar. Doğal yapıları gereği birbireriyle iletişim ve ilişkide bulunurlar. Bazı antropolog ve sosyologlar çalışmanın insanı tolumlaşmaya yatkın kıldığını söyler.

Öte yandan toplum halinde yaşayan ve fertleri çalışkanlıkta insanlara bile örnek olabilecek görünümde hayvan toplulukları vardır; Çalışkanlık örneği karıncalar, oradan oraya uçuşan, durmadan bal yapan arılar gibi. Sanıyorum çalışma konusunda insanı hayvandan ayıran özellik çalışmanın içgüdüsel değil de bilinçli ve istemli oluşudur. Bu nedenle kuşaklar boyu sürdürülmesi ve geliştirilmesi için eğitim ve sistem gerekliliği ortaya çıkmaktadır.

Fakat günümüzdeki örneklerinde de gördüğümüz gibi tarikatler, terör örgütleri ve benzeri kurmlar çok sıkı bir eğitim ve sistem geliştirmelerine karşın toplumun ilerlemesine yönelik değil de tam tersine, toplumu karanlıklara yöneltecek çalışmalar yapmaktadırlar. Demekk ki  eğitim ve sistem yeterli olamamakta, eğitimin doğru hedefe yönlendirilmiş olması gerekmektedir. Bu hedef te kanımca bilimsellik olmalıdır. Dogmalardan arınmış, laik, bilimselliği hedefleyen bir eğitim düzeni düşünüyorum. Hedef kendi doğrularımızı kanıtlamak değil, evrensel gerçeklerle buluşmak olmalıdır.

Çalışma laik, bilimsel ve evrensel hedeflere yönlenmiş olmalıdır demiştim. Fakat düşünüyorum da 1945 yılında St.Alamo’da atom bombasını yapabilmek için biraraya gelmiş bulunan Fermi ve arkadaşları da son derece bilimsel çalışıyorlardı ve evrensel bilgileri kullanıyorlardı. Yine de yaptıkları son derece bilimsel atom bombaları bir kaç gün içerisinde 180 bin insanın ölümüne neden oldu.

Görülüyor ki laik ve bilimsel bir şekilde yönlendirilecek çalışmalarımıza üçüncü ve diğerlerinden ayrılmaz bir boyutun daha eklenmesi gereği ortaya çıkmakta. Bu boyutta insancıllık olmalıdır. Özetlemem gerekirse, insanda toplumsallığın temel öğelerinden biri olarak gözüken
çalışmanın kuşaklar boyu sistemli bir şekilde sürdürülebilmesi için eğitimin gereği ortaya çıkmaktadır. Öte yandan eğitimin toplumun ilerlemesine yönelik, doğru bir hedefi olması gereği vardır. Bu hedef te bilimsellik olarak belirmektedir. Bilimsel ve laik, dogmalardan
arınmış bir çalışmanın ayrılmaz evrensel boyutu ise humanist olmaktır.

Tags:

Up next:

Before:

Leave a comment