Bir futbol stadına çok yakın oturuyorum. Maç günleri kendinden geçmiş, karşı takıma ağza alınmayacak küfürler savuran, zaman zaman taşkınlık yapan ve kavga çıkaran taraftarları görmek beni üzüyor ve bu niye böyle sürüp gidiyor diye düşünüyorum.
Çocukluk ve ilk gençlik yıllarımda kendimi herhangi bir takıma yakın hissetmedim. Sorulduğunda babamın ve O’nun tüm ailesinin taraftarı olduğu takımı tuttuğumu söylerdim. Liseden mezun olurken okulumun takımını tuttuğumu hissetmeye başladım. Ama futbola ilgi duymadım. Maç sonuçları da beni ilgilendirmedi. Ellili yaşlarımın başında tuttuğum takımın şampiyonluğu kıl payı kaçırması bende hafif bir üzüntü yarattıydı. Sonraları milli takımın maçlarını tv de seyreder oldum. Buna bizim takımların yabancı takımlarla yaptıkları maçlar eklendi. Şayet bir tv kanalı verirse ve evdeysek bizim takımların yabancı takımlarla maçlarını izleyip içimden bizim takımların kazanmasını diledim. Maçları canlı yayınlayan kanallara abone olmadım uzun yıllar. Evde oturup zamanımı bunlara harcamak istemedim. Şimdi seksen yaşıma merdiven dayadım ve maç yayını yapan bir tv kanalı aboneliğim var. Tuttuğum takımın maçlarını seyrediyor ve seyrederken heyecan duyuyorum.
Yaşamımız boyunca gözlemlediğimiz bir olgu vardır. Aile, okul, kulüp, dernek, cemaat, hangisi olursa olsun bir kurum bireylerinden ilişkinlik (aidiyet) bekler ve yöneticiler bunu durmadan körükler. Bir yere ait olmak için diğerlerinden farklılaşan, kendine özgü kültürü ve değerleri olan “bir yer” olması gerekir. Tek başına bu özelliklere sahip bir organizasyon, bir yer, yeterli değildir. Aynı zamanda bu farklı, kendine özgü kültürü ve değerleri inşa eden ve paylaşan insanlar gereklidir.
Bizler bir yandan özgün olduğumuzu, bir yandan da bir yere ait olduğumuzu hissetmek isteriz. Aidiyet duygumuzu tatmin edecek bir ortam yoksa kendimizi özgün hissedeceğimiz ortam da yoktur. Ait (benzer) olma gereksinimi ile tam zıttı olan özgün (farklı) olma gereksinimi aslında birbirini tamamlayan öğeler olarak karşımıza çıkarlar. Biri sağlıklı tatmin edilemiyorsa diğerinin tatmini de sağlıksız olacaktır. Örneğin, eğer aidiyet duygumuzu inandığımız bir ideoloji ya da bir futbol takımıyla doyuruyorsak, farklı olma ihtiyacımızın tatminini de kaçınılmaz olarak diğer ideolojilerden ya da takımlardan farklı olmamızda ararız ve giderek farklılaşmaya yöneliriz. Ya şoven veya bağnaz ya da fanatik taraftar oluruz. Tabii ki sağlıklı olan, kendimizi kimseyle kıyaslamadan özgünlüğümüzü hissedebilmektir. Bu yaklaşım bizi, kendi seçtiğimiz ve bizi geliştiren bir yere ait olmamız gibi bir anlayışa götürür ve ait olduğumuz yerde, sadık bir eş, vefalı bir dost, özverili bir çalışan ve bütüne katkıda bulunan bir İNSAN olma şansını yakalayabiliriz.

Leave a comment