“Güzelliğin on para etmez bu bendeki aşk olmasa”
Aşık Veysel’in dizelerini içeren bir şarkı çalıyor radyoda. İçimden adam bütün estetik kuramını bir mısrada özetlemiş diye geçirdim ve eskilere, ta lise öğrencilik günlerine döndüm. Bir şeyi güzel olduğu için mi beğeniriz? Beğendiğimiz için mi güzel buluruz? O yıllarda şöyle özetleniyordu; Güzellik bakışta mıdır? Yoksa bakılanda mıdır? Bu soru karşısında bizler de heyecanlı, heyecanlı tartışır, örnekler oluşturmaya çalışırdık.
Antik dönemlerden beri, zaman akışı içerisinde güzellik konusunda düşünülerin birbirine karşıt gibi görünen iki ana grupta yoğunlaştığını görmekteyiz.
- Güzelliğin bakışta olduğunu öne süren öznelci görüş.
- Güzelliğin bakılanda olduğunu savunan nesnelci görüş.
Kabaca anlatmaya çalışacağım. Öznelci görüşe göre güzellik başka niteliklerin bir araya gelmesi ile doğmaz, daha basit niteliklere indirgenemez. Bundan ötürü güzelliği tanımlayamayız, onu sezgi ile kavrayabiliriz.
O zaman şöyle bir soru ortaya çıkıyor. Güzellik sezgi ile kavranabilen ve tanımlanamayan bir nitelikse, hangimizin sezgisinin doğru olduğuna nasıl karar vereceğiz?
Çoğu estetikçi armoni, bütünlük, karmaşıklık, dengelilik gibi yapısal nitelikler üzerinde dururlar. Fakat şimdiye kadar yeterli ve gerekli nitelikler üzerinde tam bir anlaşmaya varıldığını ben görmedim. Bazı nitelikleri seçmemizin sebebi nedir? Cevap olarak insanların hoşuna gider de ondan diyemeyiz. Çünkü o zaman güzelliği nesnel olmaktan çıkarmış, insan duyguları ile ilintili bir duruma sokmuş oluruz. Bu durumda da güzelliğin nesnel değil de öznel olduğunu düşünmemiz gerekmez mi?
Öznelcilere göre bir nesnenin güzelliği kendi nesnel niteliklerine dayanmaz, insanda uyandırdığı duygulara dayanır. Güzellik insanla ilintili bir niteliktir. Nesnelcilerin ileri sürdüğü gibi insandan ilintisiz olarak bir nesnede güzellik yoktur. Bu nedenle de estetik yargılarımızda uyuşamayız.
Bu noktaya geldiğimizde öznelciliği ikiye ayırmak gerekecek diye düşünüyorum; Kişisel öznelcilik ve kişisel olmayan öznelcilik. Zira güzellik tümüyle göreceli ise herkes kendi yargısında haklıdır. Sanat eserleri üzerinde bütün tartışmalar saçmadır. Ayrıca aynı şiirin bir gün güzel, ertesi gün kötü görünmesi olasılık dahilindedir. Dün okuduğum, estetik zevk aldığım şiir bu gün bana aynı zevki vermiyor olabilir.
Bu açmazdan kurtulmak için, güzeldir demek insanların çoğunluğu bu eserden hoşlanıyor, estetik zevk alıyor demektir gibi bir fikrin arkasına sığınabiliriz. Hiç olmazsa bir önceki durumdan kurtulmuş oluruz. Bu tanımı kabul edince güzel şu veya bu kişiye göre değişmeyeceği gibi gruplara ve sınıflara göre de değişmez. Güzelliğin belirlenmesi için tek bir yol vardır; O da çoğunluğun kararıdır. Peki güzelliğin tanımı için çoğunluğun beğenisine baş vurmak bizi rahat bir çözüme ulaştırır mı? Hiç zannetmiyorum. Çoğunluk arabeski Dede Efendi’ye, Beypazarı’ndaki havuç heykelini Milo Venüsüne yeğlerse bu ikincilerin güzel olmadığını mı kabul etmek durumunda kalacağız.
Bu böyle uzayıp gidecek gibi. Bu arada nesnelcilerin ve öznelcilerin savlarını senteze götüren görüşler de yok değil. Sonuçta sunu söyleyebilirim; Doğayı iyi ve güzel yapan insanın çabasıdır. İnsan yaşadığımız evrene ekler koyar, değer nitelikleri katar ve ancak böylece evreni yararlı, doğru, iyi, güzel yaparak insanlaştırabilir.
Celio Calcagnini’nin sevgili eşim Çimen vasıtasıyla öğrendiğim ve çok sevdiğim bir sözüyle bitirireyim istiyorum.
Sunt quaedam formosa adeo, deformia si sint Et tunc cum multum displicuere, plecent.
(There are certain things that are beautiful just they are deformed, and thus please by giving great displeasure.)
Artık türkçesini de siz söyleyin.

Leave a comment