KANSER

Konuk olarak katıldığım bir toplantıda konuşmacılar bir mimar ile bir şehir planlama mühendisiydi. Günün konusu da çarpık kentleşme. Konuşmacılar çok güzel bir sunum yaptılar. Sıra konuklara geldiğinde, toplantıyı yöneten Başkan bana dönerek söylemek istediğim bir şeyler olup olmadığını sordu. Geçiştirmek olmazdı. Ama uzmanı olmadığım bir konuda ahkam kesmek te hoş olmayacaktı. Ben de her sabah işe giderken Fikirtepe dönüşüm bölgesinden geçerken aklımdan gelen düşünceleri paylaşmaya karar verdim. Sayın Başkan, dedim. Bir mimar ve bir uzman mühendisten sonra ben ne gibi bir katkı yapabilirim? Bilemiyorum. Ben bir doktorum. O nedenle bildiğim bir konuyu anlatayım, ben sizlere bugün kanserden söz edeyim.

Bir dokuda oluşan kanser hücreleri giderek çoğalır ve bulundukları yerden ayrılarak kendileri için yerleşecek, gelişecek daha uygun yerler bulup orada koloni oluşturmaya başlarlar. Buna METASTAZ deriz.

Köyünde yeterli yaşam şartı bulamadığını düşünen bireyler daha iyi şartlar bulacaklarını umdukları kentsel bölgelere göç eder orada düzensiz bir yerleşim oluşturmaya başlarlar. Buna GECEKONDU deriz.

Kanser hücreleri kanlanmanın bol olduğu, gıda ve enerji bulmanın kolay olduğu organları tercih ederler. Yeni yerleşim alanında tutunabilmek için çeşitli hilelere başvururlar. Bazen kendilerini gizleyecek, vücudun savunma sistemini yanıltacak kimyasallar salgılarlar. Bazen salgıladıkları hormon vb maddeler ile yararlı oldukları algısını yaratırlar. Bazen de vücudun bağışıklık sistemiyle açıktan açığa mücadeleye girerler.

Köyden göçenler de kentin nimetlerinden yararlanabilecekleri, fakat pek te göze batmayacak konumlara yerleşirler. Gecekondu muhitinde işler genelde kaçak ve gizli şekilde yapılır. Geceleri çalışılır. Gerektiğinde yıkıma gelen kolluk kuvvetleriyle çatışmaya girilir. Direnilir. Gazetelerde bu tür fotoğraflar pek te yabancımız değildir. Bazen de ucuz iş gücü vb olanaklar ile faydalı oldukları algısını yaratırlar. Gecekonduları hem istemeyiz, hem evlerimizde gündelikçi olarak çalışanlar gecekondu sakinleridir.

Kanserli dokuda, hücreler çok hızlı çoğaldıklarından gıda ve oksijene yani enerjiye gereksinim çok fazladır. Bunu sağlamak amacıyla süratle yeni bir damar şebekesi oluşturmak gereklidir. Fakat tümör dokusunda bu iş aceleyle biraz yalap şap yapılır. Neoanjiogenezis dediğimiz bu süreçte damarlar bir dış kılıf ve bir iç yüzeyden oluşur. Damara esnekliğini veren adele katmanı yoktur. Bunun sonucunda bu damar sisteminde akım hızı düzensiz olup yer yer staz yani göllenme bölgeleri oluşur. Besin ve oksijen taşınması aksarken oluşan atıklar da gereken hızda ortamdan uzaklaştırılamaz,  toksik atıklar ortamda kalır. Tümörlü dokunun merkez kesimlerine besin ulaşımı ve atıkların bu bölgeden uzaklaştırılması daha da zorlaşır ve bu bölgelerde nekroz yani doku ölümü gerçekleşir.

Gecekondu bölgesinde planlı bir yerleşim yoktur. Gecekondular arasında  gidip gelinen yerler zamanla yola dönüşür. İnişli çıkışlı, dolambaçlı yolların kaplamaları da yalapşap bir şekilde yapılır. Genelde kaldırımsız, çamurlu sokaklardan geçerek konutunuza varırsınız. Büyük vasıtalar içerlere kadar giremez. Taşıma işi zordur. Aynı nedenle çöp toplama işlemi de pek kolay değildir. Çöpler birikir. Kanalizasyon yoktur veya sorunludur. Evlerde akarsu genelde mevcut değildir. Hijyen koşulları bozuktur. Salgın hastalıklar çoklukla gecekondu bölgelerinde baş gösterir. Çocuk ölümleri de en çok bu bölgelerdedir.

Tümör dokusuna yapılan tıbbi müdahale sonucu o bölge kanserden temizlenebilir, iyileşme sağlanabilir belki. Ama kanserli bölgenin yerine kalan artık bir nedbe dokusudur. Vücudun işlev gören dokuları yoktur artık. Onun yerini başka bir şey almıştır; bir nedbe dokusu.

Gecekondu mahalleleri kentsel dönüşümle yeniden kazanılma yoluna gidilebilir belki. Ama ormanlar, bahçeler, yeşil alanlar geri gelmeyecektir. Onun yerine yüksek yoğunluklu yerleşim alanları oluşur. Gecekondu bölgesinin yerini başka bir şey almıştır; bir çeşit nedbe bölgesi.

Tags:

Up next:

Before:

Leave a comment