RENKLİ RENKLİ KUPALAR

Renkli renkli kupalar vardır hani yılbaşında, doğum günlerinde hediye edilir. Ya da firmalar eşantiyon olarak dağıtırlar. Kimisinde veciz sözler yazar. Kimisinde kuş, çiçek, böcek resimleri vardır. Hiç sevmem o kupaları. Bir tanesini kalemlerimi koymak için, bir diğerini de diş fırçamı koymak için saklarım ofiste. Ama bir kupa var ki kullanmaya bile kıyamıyorum. Dışı tatlı bir gri ve içi uyumlu tonda mavi renkte. Üzerinde ingilizce bir ibare var

                                         Grand*pa

                      Like a dad, but with

                          less rules

Kanada’da oturan torunum Yaprak seçmişti benim için onları ziyarete gittiğimizde. O zaman 6 yaşındaydı. Sonrasında Covid 19 pandemisi nedeniyle üç yıl boyunca ne biz gidebildik bir daha ne de onlar gelebildiydi. Bir kupayı bu kadar sevebileceğimi, bir objeye bu kadar bağlanabileceğimi düşünmezdim.

Düşünüyorum da insanın yaşamında zaman zaman değer verdiği, diğerlerinden ayırdığı objeler oluyor. Benim de yaşamımda geriye dönüp te baktığımda birkaç böyle obje var. İlki ilk çocukluk günlerinden. Dört veya beş yaşlarımdan bir oyuncak. O yıllarda babamın görevi nedeniyle Afyon Karahisar madensuyu işletmesinde, mevcut üç, dört lojmandan birinde oturuyorduk. Şehir merkezine 24 km uzaklıktaydık ve o zamanın şartlarında yol 45 dakika sürerdi. Aileler için haftada bir gün şehre servis vardı. Cumartesi günleri sabahtan şehre inilir, haftalık alış veriş yapılır, bazen sinemaya bile gidilirdi. Bana da ayda bir defa, sanırım babamın maaş aldığı haftaya rastlayan cumartesi günü oyuncakçıdan bir oyuncak alınırdı. O zaman oyuncaklar tenekeden ve çoğunlukla kurmalı olurdu. Birkaç gün içerisinde evdeki dikiş makasının yardımıyla bu teneke oyuncakların içini açar, zembereklerini bozar çalışmaz hale getirirdim. Çünkü nasıl çalıştıklarını merak eder, onu keşfetmeye çalışırdım. Bana oyuncak alınan cumartesilerden birinde oyuncakçıda pembemsi renkte plastikten bir deniz uçağı gördüm. Basit ve hantal bir yapıya sahipti ve hiçbir mekanizması yoktu. Onu almak istedim. Annemle babam başka bir şey almamı istiyorlardı nedense. Sonuçta benim istediğim gibi oldu ve o deniz tayyaresi alındı bana. Yıllarca hiç kırmadan oynadım onunla. İstanbul’a taşınırken beraberimizde geldi ve uzun yıllar benim sevgili oyuncağım oldu. Ortaokul ikinci sınıfta küçük bir anahtarlık aldım harçlığımla. Küçük dört köşe plastik bir şey. İki ayrı yönden bakıldığında iki ayrı resim görünürdü. Hayrandım bu anahtarlığa. Sonra ne oldu ona hatırlamıyorum bile. Bir sürü teşekkür plaketi, başarı anısı verildi yaşamım boyunca hepsi bir çekmecede duruyor. Geçtiğimiz 14 Martta, tıp fakültesinden mezun oluşumun ellinci yılı nedeniyle bir plaket ve sertifika verdi İstanbul Tabip Odası. Ona bile bir yer bulamadım evde. Katar Emiri’nin  İstanbul’u ziyaretinde sağlık sorunları olmuştu. Hastanede görmüştüm kendisini. Teşekkür için Beni ve iki doktor arkadaşı daha Hilton Otelinde kalmakta olduğu kral dairesinde yemeğe davet etmişti. Ayrılırken de birer dolma kalem hediye etmişti hepimize Caran d’Ache marka. O kalem nerede, ne oldu ona  bilmiyorum bile. Fakat bir dolma kalemim var tam elli yıldır sakladığım ve kıyıp bir defa bile kullanmadığım. Her elime aldığımda içimin titrediği. Tam elli yıl önce tıp fakültesinden mezun olduğumda sevgilim hediye olarak almıştı. Ve biliyorum alabileceğinin en iyisini alabilmek için nasıl çırpınmıştı. Ara sıra kalemi elime aldığımda ona da gösteririm ve ne günlerdi diye konuşuruz. İnsanın sevgilisiyle evlenebilmesi ve yaşamı birlikte geçirebilmesi, günün birinde torununun  o kupalardan hediye etmesi olabileceklerin en güzeli diye düşünüyorum. Bu karmaşık yaşamda bir mucize belki de.

Leave a comment