YOLCULUK
Hiç hoşlanmadığım bir film türü vardır Hollywood sinemasında. Eski model bir arabada toz toprak yollarda filmin başından sonuna kadar bir yerlere giden biri veya birileri. Ya bir şeyden kaçmaktadırlar, ya naif bir sebep bir yerlere gidilmektedir, ya da öylesine gidilmektedir. Vurgulanan hep özgür ruh, bir şeylerden ya da geçmişinden kaçıştır.
Oysa hepimiz severiz yolculuğu ve biliriz aslında bir arayış ve bir hesaplaşma olduğunu. Yolculuk sürecinde ister istemez bir değişim vardır. Bir yerde arayıştır. Keşif anlamında arayış ya da kendini arayış. Öte yandan bir yüzleşme, kendinle hesaplaşma öne çıkabilir. Ya da geri dönüş ve kavuşma.
Günümüz sanatında bu kavramlar bireyin kimlik bunalımı ve yalnızlığı nedeniyle kaçma isteği şeklinde ortaya konuluyor. Güzergah; Anayol, yan yollar ve patikalar şeklinde betimleniyor. Anayol toplumun yerleşik kuralları, kurulu düzen oluyor kanımca. Yan yollara sapmak ise kuramadığımız iletişim, kendi kendimizi arayışımız. Patika kimi zaman zorlu bir arayış, kendine dönememe.
Jung yolculuğun bir aşama, bir olgunlaşma süreci olduğunu söylüyor. Oysa yaşam boyu birden fazla yolculuk süreci yaşadığımızı düşünüyorum. Elimizden tutulmadan, ebeveynlerimizin koruma ve kollaması olmadan ayakta duramayacağımız kaotik bir dünya ilk yolculuğumuz. Zorlukların kısmen aşıldığı, büyüklerimizin desteğiyle üstesinden gelinebilen, kendimize bir yol çizmeye başladığımız ikinci bir yolculuk dönemi. Ardından düze çıkış, kendi istencimizle oluşturduğumuz düzen ve daha az yardıma gereksinim duyduğumuz üçüncü bir periyot.
Doğu kültürlerinde durum biraz daha değişiktir. Yolculuk mistik ögeler içerir ve manevi bir arayış olarak görülür. Bizim kültürel geçmişimizde bulunan, bu günkü şehirli yaşamımızda etkileri azalan bu bakış açısı batı dünyasında kendine hiç yer bulamamış değildir. Zaman zaman ortalığı birbirine katan bir müzik grubunun söylemlerinde rastlarız. Bazen dinleyicileri salonları hıncahınç dolduran ya da kitapları yok satan ustaların öğretilerinde rastlarız. Bazen sağlıklı beslenme ve doğal yaşam, bazen stres kontrolu ve benzeri konularda karşımıza bir yaşam felsefesi ya da bir öğreti olarak çıkar.
Sevgili sınıf arkadaşım Fuat Çelebioğlu, lise dönem arkadaşları whatsapp grup sayfasına zaman zaman eski İstanbul resimleri koyar. Genellikle şimdiye kadar görmediğimiz, restore edilmiş değerli dokümanlar bulur getirir. Hepimizin ortak anılarını canlandırır. Bir çeşit geriye doğru yolculuktur söz konusu. Zaman zaman geriye doğru yolculuklar da yaparız. Bazen Bergson veya Proust vari, bazen nedensiz.
Hazırlık sınıfını Ortaköy’de okuduktan sonra orta 1 için yukarı okula, Galatasaray’a geldiğimizde okulun ilk akşamı yemekten sonra ön bahçeye çıktım. En ön köşeye kadar yürüdüm, oradan dışarıyı seyrettim. Caddenin karşı tarafında, tam köşedeki binanın duvarında, duvar boyunca kocaman mavi ve kırmızı neon lambalarla bir reklam her şeyin önüne geçiyordu. Önce en üstteki iki sıra yanıyordu, sonra altındaki iki sıra, en sonunda alt sıra. O günden beri unutmadım
PHİLİPS
Radyo ve Ampulleri
PHİLİPS
Radyo ve Ampulleri
PHİLİPS
Uzun süre baktım yanan sönen ışıklara. Şöyle düşündüğümü hatırlıyorum. ‘ 7 yıl boyunca bunu seyretmek zorundayım’. Çok tuhaf bir his oluştu, bir hüzün içime aktı alaca karanlıkta. Yanıp sönen o ışıklar ve aramızda yatılı okulun bahçe parmaklıkları. O reklam biz mezun olduktan sonra da yanıp sönmeye devam etti. Uzun yıllar sonra fark ettim. Alternatifi mevcutsa Philips marka bir şey almıyordum. İçimden gelmiyordu.

Leave a comment